Çocuklarda Ödül ve Ceza uygulaması

Ödüllendirme toplumdan topluma, kuşaktan kuşağa değişen, içinde birçok önemli noktayı barındıran bir kavram. Kelime anlamı olarak “bir performans karşılığında verilen armağan, mükâfat”. Toplumsal ve sosyal değişimle birlikte, kuralların daha sıkı olduğu bir kuşaktan gelen anne-babalar şimdilerde ödülü çocukları ile iletişim kurarken bol keseden kullanıyorlar. Peki ya ödülün, ödüllendirmenin sonuçları zannedilen kadar masum değilse? Neden, nasıl, ne zaman, ne kadar bir çocuğa ödül verilmeli sorularını cevaplayabildiğimiz de ödüllendirmeyi olumlu yönde kullanmak daha kolay hale gelecektir.

Ödül genel olarak ikiye ayrılır: dışsal ve içsel ödül. Dışsal ödül, bir performansı karşılığında çocuğa verilen para, bir eşya, şeker vs. gibi somut ödüllerdir. İçsel ödül ise çocuğun uğraştığı işten duyduğu haz ve doyumdur. Dışsal ödül çocuğun dışsal bir motivasyon kazanmasına; söz konusu ödülü elde etmek için çabalamasına sebep olurken, içsel ödül çocuğun içsel motivasyon kazanmasına; bir işi sadece o uğraşma sürecinde yaşayacağı haz duygusu için yapmasını sağlar. “Karnen iyi olursa sana bilgisayar alacağım” vaadi bu nedenle çoğu zaman işe yaramaz. Çünkü artık amaç çalışma, gelişme, yeni şeyler keşfetme hazzı değil o ödüle kavuşmaktır. Bu şekilde aşağı çekilen içsel motivasyon, sonraki dönem çocuğun çaba harcamasını da engeller. Bu konuda uzun yıllardan beri yapılan çalışmalar içsel motivasyona sahip çocuklara dışsal bir ödül verilmeye başlandığında, o işi yapmaktan duydukları hazın azaldığını; sadece ödülü almak için çaba göstermeye başladıklarını göstermiştir. Etkileri bununla da sınırlı değil… İçsel motivasyona sahip çocukların özerlik duygusu daha yüksek olmakta; kontrolünün dışarıda değil kendilerinde olduğunu fark edebilmektedirler. Bu da eğitim hayatlarında, şartları değiştirmek için çaba gösterebilmelerini, yanlış yapmaktan korkmamalarını, keyif aldıkları çalışmalarda yaratıcı işler çıkarmalarını kolaylaştırıyor.

Özellikle sporcuların en yüksek performanslarını sergiledikleri anlara bakıldığında bir “akış” içinde oldukları görülmektedir. Bir yüzücü, dansçı ya da yazar “akış” içinde olduğunda tamamen yaptığı işin içindedir, enerjik hisseder, dışarıdan gelen baskılardan artık etkilenmediği bir anın içine girmiştir. Bir terzi elbise dikerken, bir doktor cerrahi operasyon yaparken, öğretmen ders anlatırken “akış”ta olduğunda zamanı unutur, yorulduğunu hissetmez, sadece yaptığı işe odaklanmıştır. İşte içsel motivasyonun tepe noktasına ulaştığı an bu zamanlardır. Bir öğrenci de pekâlâ ders çalışırken “akış” içinde hissedebilir. Bunun için içsel motivasyonun yüksek olması, sürecin kendisinin haz ve ödül olarak algılanıyor olması, doğru-yanlış kaygısından veya ailesinin gözündeki değerini kaybetme gibi endişeli düşüncelere sahip olmaması gerekir.